
Arama Sonuçları
Boş arama ile 397 sonuç bulundu
- MASONLUK
MASONLUK -Tarih Masonluk gizli bir örgüt olarak bilindiğinde toplumun büyük bir kesmi tarafından şeytani, ateist, satanist gibi yapılanma olduğu söylenir. Aynı zamanda İslam ülkelerinde Siyonizmin-İsrail Devleti’nin- Yahudilerin İslama karşı bir komplosu, Avrupa ülkelerinin sömürgeciliğinde bir plan aracı olarak da görülmüştür. Masonlukta temel bilinenler ise: Dünyanın en eski ve en gizli örgütü olarak bilinen Masonluk, modern olarak 16 yüzyıl sonu ve 17 yüzyıl başlarına dayanır. Varolduğu günden itibaren komplo teorilerine konu olan, olmaya da devam eden Masonluk, taş ustalarının bir araya gelerek kurduğu bir örgüttür. Ortaçağ’da taş ustaları önemli, kıymetli olmuştur; geometri bilmeleri, matematik hesapları yapmaları, bilgileri. Hatta bu yüzden devlet ve kilise onları pek çok vergiden muaf tutmuştur. Ancak zamanla taş işçiliğindeki çalışanların azalması nedeniyle farklı meslek erbaplarını da bu örgüte kabulü başlamıştır. Bir meslek grubu olarak sürece başlayan masonluk zamanla bir fikir kulübüne dönüşmüştür. Bu kulübü fikir olarak geliştiren, ilkelerini ya da anayasasını oluşturan ise Protestan olan James Andersondur. Anderson masonluğu “ne çılgın bir Allahsızlık, ne de dinsiz bir serbest fikirlilik” olarak kabul etmiştir. Genel bilgilere göre bu fikir kulübünde ulaşılmak istenen ülkü ise orta sınıf yok, efendiler ve hizmetliler arasında kurulmuş bir dünya. Bu dünyanın merkezi Kudüs’tür. Tek dünya inşası ve Süleyman Mabedinin üçüncü defa yeniden inşa edilmesi. Ama bunun için devrimden söz edilmezken, tarih siyasetinin içinde örneklerle yer aldığını görürüz bu örgütün. Masonluğun tarihi kökenlerine inildikçe, süreç, bizi Süleyman peygamberin mabedine götürür. Orada başlamıştır masonculuk. Masonculuğun kurucusu olan bu mabedin taş ustalarının piri ise Hiram Ustadır. Süleyman peygamber hayvanlarla konuşan, rüzgarlara hakim olan, bir yerden başka bir yere hızlıca giden bir peygamberdir. Bu bilgilerin Masonların elinde olduğu ve Hiram ile işçilere aktarıldığı, onlarında yeryüzüne hakim olmak için kullanmak istemeleri olduğu söylenmiştir. Yani doğaya, zihinlere ve ruhlara hakim olma isteği. Masonlukta tek bir din, inanç anlayışı yoktur. Farklı din, inanç, mezheplere mensup masonlar vardır ve masonlukta yüce bir varlığa inanırlar, bu varlığı “Evrenin Ulu Mimarı”olarak adlandırılmıştır. Bu örgütte tanrısal bir yapılanma var, ama bu yapılanma sadece kutsal kitapların tanrısı gibi değil. Betimlemesi ise üçgen içinde bir göz;Üçgen üç sayısının sembolüdür. Evren üç unsurun karışımından meydana gelmiştir, doğum, hayat ve ölüm. Göz ise dünyayı izler ve evrenin ulu mimarıdır. Masonluğun bugün her ülkede, her ulusun kendilerine has locası olsa da bunların temel ortak felsefi yaklaşımları, ortak ülküleri vardır; Evrensel insanlık, hoşgörü, bireysel özgürlük, ahlaki sorumluluk; akıl, bilim, bilgi kullanarak kendini geliştirme vardır. Dinsel bir kardeşlik bağı ile barışçıl bir biçimde birleşme çabası. İngiltere’de dünyanın ilk büyük locası kurulur ve üstatları kraliyet aileleri, soylular, lordlar oluşturmuştur. 1725 İrlanda, 1736 İskoçya locası kurulurken Kuzey Amerika’ya da ihraç edilir. Antik Mısır mimarı, şairi, doktoru olan İmmohatep’in de basamaklı piramidi yapması onun da bir mason olduğunu düşündürmüştür. İmhotep ayrıca firavun ailesine mensup olmadığı halde tanrı olarak kabul edilen ilk ve son kişi olmuştur ayrıca. Amerika’yı inşa edenler de masondur. Masonluğun simgelerine göre inşa edilmiştir. Washington DC. en büyük mason şehridir. Ve bu şehirde masonluğa dair şifre ve semboller vardır; Washington Sarayı, Kongre Binası, Washington anıtı, Beyaz Saray … şehir masonluğun gelenek ve şifreleri ile doludur. Hatta Amerikan Kongresi Binası Süleyman Tapınağının benzeri olduğunu söyleyenlerde vardır. Ayrıca Amerika’daki masonluk şifreleri çözüldüğünde büyük bir hazineye de kavuşulacağı da söylenir. Masonlukta siyasal akımlara, oluşumlara, yönetimlere karşı çıkma yoktur. Bir devrim değildir ve içinde tek bir ideoloji barındırmaz özünde, ama süreç içinde incelediğinde, yazılanlara, söylenenlere bakılırsa siyasi içinde yer alan masonlar da var. Örneğin Çar I.Aleksander 1822’de Masonluğu yasaklasa da, bir iddiaya göre 1870’lerde Mason olan Rus Çar’ının, yine aynı locaya mensup olan İstanbul Rum Patriğini etkileyerek, Panslavist politikasını Ortodoks Arnavutları din yoluyla etkilemek için kullandığı söylenmiştir. 1858’de İran’da ilk Mason locasını kuran Malkom Han’ın cumhuriyetçiliği savunduğu iddiasıyla locası kapatılmış, kendisi de sürülmüştür. I.Mahmut bir fermanla mason localarını kapatır; Katolik Fransa ile ilişkileri kapsamında Fransız Masonları Fransız İhtilalinde etkili olmuşlardır. Masonlukta Kudüs’ü korumak adına Malta Şövalyeleri, Tapınakçılar gibi teşkilatlanmaları da olduğu söylenmiştir. 13.Papa masonluğun kilise ve din için en büyük tehlike der. 1 738 papa 12.Clerment masanluğu din dışı ilan eder. Çarlık Rusyası’nda yasaklanan masonluk, komünizm yönetiminde ise burjuva kapitalizmi denilerek yasaklanmıştır. Masonluğun kendine özgü simgeleri, sembolleri vardır. Bunlardan en bilineni pergel, gönye. Bunun dışında kükreyen bir aslan, mala, çekiç, Davut yıldızı, Süleyman’ın mührü ve G harfi. Masonluk örgütüne üye olmak ise çeşitli ritüellerden geçerek olur. Herkes mason olmaz ve sadece masonluk erkeklere özgüdür ve mesleğinde de başarılı olması lazımdır. Mason olmada çırak, kalfa ve usta/üstat şeklinde aşamalı bir süreç izlenir ve 33.derecede son bulur. Diğer bir anlatımla da mason olmada 33 derece vardır. Bu derecelerin 27 dereceye kadar olanında herkes olabilir ama 27 dereceden sonrası derin sırlar içerdiğinde herkes bu dereceye ulaşamaz. Üye inandığı inanıcın kutsalı neyse onun üzerinde yemin ederek, geleneklere,esaslara uyacağına yemin eder. Masonluk İskoç ve York olmak üzere iki kola ayrılır. York kolu Anglo-Saksonludur. İngiltere krallığında, Amerika, Kanada, Hindistan, Afrika, Kuzey Avrupa’da etkindir. İskoç kolu ise Fransa olup, daha çok da seküler ve siyasi olarak bilinir. Macaristan, Portekiz, İspanya, Ortadoğu, Latin Amerikaya yayılmışlardır. Masonluğun Türkiye tarihinde ise: 18.yüzyılda ilk karşımıza çıkan Masonluk Avrupalılar getirmiştir. İstanbul, İzmir, Halep gibi ticari siyasi merkezlerde faaliyet göstermiştir. Yirmi sekizinci Çelebizade Mehmet Sait Paşa ile İbrahim Müteferrika’nın ilk Osmanlı masonlardan olduğu söylenir. 1853-56 Kırım Savaşı sonrası İstanbul’da her elçi bir loca kurmuştur. 1857 İngiliz elçisi Bolwer’in Bulwar Locası 1859 Fransız elçisi Union D ‘orient locası derken Almanya, Yunan, İtalya, Ermeni İran locaları kurulur. Osmanlı’nın da bu konuda ilgilenmesi 1860 sonrası olur. Artık her ülke kendi locasını kurmuştur. Bazen politika dışı olsa da bazen politikanın içinde olmuşlardır. Yeni Osmanlılar, İslam dünyasında yenileşmeyi savunan bazı kişiler masonlar arasına katılır; Namık Kemal, Ali Suavi gibi. 1909 yılına kadar Osmanlı topraklarında toplam 45 loca kurulmuştur. Osmanlının ilk mason sultanı ise V.Murat’tır.90 gün tahta kaldıktan sonra yerine geçen II.Abdülhamit dönemi ise var olan localara ek Selanik’te İtalyan, İspanyol, Fransız; Yanya ve Serez’de Yunan; Kayseri ve Ankara’da İtalyan obediyanslı localar kurulmuştur. II.Abdulhamit masonların çoğunun iş adamları olduğunu ve politikadan çekindiklerini bildiğinden izlenmek koşuluyla devam ettirildi.Orhan Koloğlu Abdulhamit’in masonluğa karşı olduğunu, ama onların politik eyleme gitmedikçe bu karşıtlığını ortaya koymamıştır der. İttihatçılar bağımsız bir loca kurmuşlardır; İskoç ritine bağlı olarak. Ancak 1913 yılında Enver Paşa liderliğinde mason olmayan İttihatçılar iktidara sahip olurken masonlar bu dönemde sosyal faaliyetlere yönelmişlerdir. Örneğin Himaye-i Eftal Cemiyeti gibi. İttihat ve Terakki 1918 yılında Birinci Dünya Savaşından yenik çıkınca ülkeyi terk edince Türk mason derneği olan Türkiye Büyük Doğusunun başına Rıza Tevfik geçmiştir. Türk Teali Cemiyeti de bir masondur. Atatürk dönemi Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 1930’larde localar kapatılmış ve mal varlıkları da Halkevlerine devredilmiştir. Bu dönem sadece localar değil diğer sivil toplum kuruluşları da kapatılarak Halkevleri bünyesine katılır. 1948 yılında Türkiye’de masonluk tekrar canlanır ve 1951 yılında meclise verilen mason localarının kapatılması teklifi reddedilir. Şubat 1948’de Türkiye Mason Derneği belgeleri İstanbul Valiliğine verilerek kurulur. Aralık 1956’da bağımsız büyük bir loca kurulması kararı ile Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası kurulmuştur. 2023 tarihi itibari ise bu loca bünyesinde 269 loca kurulmuştur. MASONLUK -Tarih
- SEMBOLİK SAAT
SEMBOLİK SAAT - Tarih Kıyamet Saati olarak da bilinen saat, dünyadaki nükleer silahlarla ilgili gelişmelere göre saatin yer kovanı ileri ya da geri alınır ; Gece yarısına ayarlanır. Saat, 1947 yılında Martyl Longsdorf tarafından tasarlanır; Saat,Bulletin of the Atomic Scientists/Atom Bilimciler Bülteni dergisinin ilk sayısının kapağı olarak yapılmışsa da zamanla insanlığa, insanlığın yok olma tehlikesini hatırlatmak için her yıl Ocak ayında güncelleştirerek devam ettirilmiştir. Saat ilk yapıldığında 11.53’ü gösteriyordu. Küresel gelişmelere bağlı olarak kollar birbirine ya yaklaştırılır ya da uzaklaştırılır. Saatin kollarının ilk hareket ettirilmesi 1949 yılında SSCB’nin atom bombasını denemesiyle başlamıştır. Saat kollarının birbirinden uzaklaşması ise SSCB’nin 1991’de dağılmasıyla olmuştur. ABD-SSCB arası telefon hatlarının kurulması ile 1963’te saat gece yarısından 12 dk uzaklığa gitmiştir. 2021-2022 yıllarında saatin ibreleri hareket etmemiştir. Bilinen en yeni ayar Ukrayna ve Gazze’deki savaş, ABD başkanlığına yeniden seçilen Donald Trump’ın göreve gelmesi, yapay zekânın gelişmesi nedeniyle Ocak 2025’te güncellenir; zamanın sonuna 89 saniye kalarak; gece yarısına hiç bu kadar yakın olmamıştı. Kıyamet saati metafor bir saattir. Yani görünen bir fiziksel saat değildir. Dergi eldeki istatistiklerden yola çıkarak, hesaplar yaparak saatte güncellemeler yapar. Saat, nükleer silahlardan sonra biyolojik silahlar, askeri faaliyetler, yapay zeka, iklim krizi gibi insan eliyle yol olabilecek küresel olayların seyrine göre de güncellenir. Chicago Üniversitesi Bulletin of the Atomiz Scientists dergisinin yönetici kadrosu tarafından saat belirlenir ve gece yarısına 7 dk gösterir. SEMBOLİK SAAT - Tarih
- Kırk Yedi'liler - Kitap Tavsiyesi
Kırk Yedi'liler - Kitap Tavsiyesi Füruzan Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları Tür: Roman Basım Tarihi: 2014 Sayfa Sayısı:518 Türkiye’nin yakın tarihindeki, karanlık dönemlerinden biri olan, 12 Mart dönemi gençlerinin, tutuklanıp, sorgu odalarında maruz bırakıldığı psikolojik ve fiziksel şiddeti, işkenceyi anlatan romanlardan biridir Kırk Yedi’liler. Bu gençler, dönemin hükümetlerin resmi ideolojisiyle uzlaşmayan, ortalama 47 doğumlulardır. Bu yüzden romanın adı Kırk Yedi’liler’dir. Romanımız, 12 Mart zamanının sorgu odalarında yaşananları anlatırken, bir yandan da dönemin toplumsal sınıflarının arasındaki ekonomi- sosyal- kültürel farklılıkları, eşitsizlikleri kahramanlar aracılığıyla gösterir. Bunun yanı sıra genç Cumhuriyetin devrimlerinin, toplumsal algılarını, sancılarını bunların taşraya nasıl yansıdığı; yaşatılıp yaşatılmadığını, aydınlar ve sıradan halk üzerinden anlatmaya çalışmıştır. Yazarımız, başkahramanın çocukluğunun geçtiği Erzurum’u ayrıca Kars yöresindeki hayatın her alanındaki zorluklarını; bu yörelerdeki soğuğu, yoksulluğu, yaşamı sağlayan hayvanların insan hayatından neden daha önemli görüldüğünü, erkek- kadın ve çocuklara bakışları, sıradan bir köylü çocuğu ile memur çocuğu arasındaki eşitsizliği, farklılıkları, şehirlinin köylüye köylünün de şehirliye bakışını, Rus- Bolşevik denince yaşanılan duygular, akla gelen düşünceler, Kafkasya’dan gelen göçerler… gibi daha pek çok yaşama dair ayrıntıların, o yörelerin dilini de kullanarak akıcı bir üslup, yalın anlatımla, o dönemi başarılı bir tasvirle sunmuştur, bizlere. Bir dönem romanı olan romanımız, yakın tarihe ilgi duyanlar, merak edenler tarafından bir solukta okunacak romanlardan biridir. **Romanımız yazarın ilk romanı olup ayrıca 1975’te Türk Dil Kurumu tarafından Roman Ödülünü almıştır. Kitaptan alıntılar: -Gürültü istemiyorum. Düşüncelerim bile süzülür gibi gelişsin. Kulak zarlarımı delen elektriğin arasız akımını anca böyle yenerim. -Seçilecek meslek dalı konusunda bizim gruptaki gençler için öğretmenlik en güzeliydi. Gazi: ‘Ey Türk Gençliği, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ Öğretmenlik amaç. Her şey öylesine ak bir kağıt lekesizliği taşıyordu ki, biliyorsunuz Saide abla alaturka müzikten nefret etmekle ilerici sayılmanın eş anlam taşıdığı dönemden geçiyorduk. -Ağabeyim kahveden döndü ‘Yeni bir bayram daha oluyor Haydar’ dedi ‘Neymiş ki ne bayramıymış ağam’ dedim ‘Asker Paşaları gelmiş yeniden Ankara’ya. Radyo öyle konuştu’ İşte ben 27 Mayıs’ı böyle öğrendim. Unutmamız gereken şu, insanlar sınırları zorlamalı, değiştirmeyi bilirler. 27 Mayıs Anayasasının önemi eytişimsel açıdan yadsınamaz. Biz 47’lilerin köy kökenlerine gelince, 61 Anayasasının verdikleri olanakları canımız pahası anca şehre okumaya varıp da araştırabilenlerdeniz. … Geldiğimiz yörenin bırakılmışlığını kanımızla yaşamışlardan biriyiz. Olanaklarımız yaratmak bize özgü paralayıcılıktan, ataklıktan bekleniyor. Ben bunları başarabilmiş olanların kaçta kaçıyım, düşünmek hesaba vurmak zor. Ben, emek-değer ilişkilerini bu kadar açıkça değil de en kabasından bileydim, sanırım on yaşında bile dağ bayır demez avaz avaz bağırırdım…. Kırk Yedi'liler
- OSMANLI’DA OĞLANCILIK -Kitap Tavsiyesi
OSMANLI’DA OĞLANCILIK -Kitap Tavsiyesi Rıza ZELYUT Yayınevi: Toplumsal Yayıenvi Tür: Tarih Basım Tarih:2018 Sayfa Sayısı:325 Osmanlı Devleti’nin gizli kalmış (ya da bilerek gizlenen) konularından biri de oğlacılıktır. Gazeteci yazar Rıza Zelyut, Osmanlı yönetiminde, sosyo- ekonomisinde, edebiyatında ve müziğinde bu konuyu araştırmıştır. Yazarımız kutsal kitaplardan Emevîlere, haremden şehrengizlere, esnaf örgütünden ticarete meyhanelere oradan da taşraya oğlancılığın izlerini sürmüştür. Yazar, ilk olarak dönemin padişahlarının, şairlerinin ve yazarlarının beyitlerinden ve eserlerinden, Osmanlı’ya yola düşmüş yabancı gezgin ve politikacıların eserlerinden ve Cumhuriyet döneminde bu konuda kitap yayınlamış yazarların kitaplarından bolca faydalanarak yazmıştır. Bolca kaynak ve arşiv bilgilerinden Osmanlı’da Oğlancılık kitabı akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmıştır. ***Oğlancılık Osmanlı’da var olan bir olgudur ve bu Osmanlı’yı küçültmez bu yüzden kitap ön yargı ile okunmamalı. ***Kitabımız 25.01.2018 tarihinde TC. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu kararı ile piyasadaki tüm kitaplar toplatılmış ve siyah poşet içinde satılmasına karar verilmiştir. Ancak dönemin yayınevi Kaynak Yayınları bu karara itiraz eder ve mahkemeye başvurur. Mahkeme kararı ise “Osmanlı belgelerine dayalı olarak yazıldığı” için sakıncalı listesinden kaldırılmasına ve poşet içinde satılması kararını kaldırır. Osmanlı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerin okuması gereken kitaplardandır. OSMANLI’DA OĞLANCILIK -Kitap Tavsiyesi
- OSMANLI’DA HAREM - Kitap Tavsiyesi
OSMANLI’DA HAREM - Kitap Tavsiyesi Meral ALTINDAL Yayınevi: Altın Kitaplar Tür: Tarih Basım Tarihi:1993 Sayfa Sayısı:288 Osmanlı’nın en çok merak edilen alanlarından biridir harem ve bir kadın tarihçi tarafından yazılmıştır. Yazar, Osmanlı’daki cariyelerden, kölelerden, harem ağalarından, padişahların annelerinden, kızlarına, eşlerinden şehzadelerin yaşamlarına dair bilgiler verir. Bu bilgiler ansiklopedi, arşiv, dergi, kitap, makale ve mektuplardan derlenerek yazılmıştır. Bunun yanı sıra kitabın son bölümünde yer alan “Yabancı Gözüyle Harem” başlığı altında İstanbul’a gelen veya yaşayan yabancıların bakış açısıyla yazdığı kitaplardan, mektuplardan da edinilen bilgiler vardır. Çocuk yaştaki gelinler, cariyeler; cariye ve sultanların yetiştirilip devlet adamlarıyla evlendirilmeleri, siyasi evlilikleri, denize atılan cariyeler, hadım yapılan harem ağaları; esir pazarları; kadınların siyasal kavgaları- saltanatları; karısından borç para alan padişah, kadınlardan nefret eden padişah; padişahların cariyelerine olan aşkları- muhabbetleri; ilk defa Latin alfabesiyle mektup yazan sultanı….. gibi Harem dünyasına ait pek çok bilgi ve bilgileri kısa anlatılar şeklinde okuyacağınız bir tarihi kitaptır. Bu bundan fazla bilgileri okurken dönemin siyasetini ve siyasete bakış açılarını da okursunuz. Kitaptan birkaç alıntı: Osmanlı padişahları içinde kadına en düşkün olan III.Murat’tır. Talihsiz Ayşe Sultan’a koca seçilmesi kadar. Devlet idaresine adam seçilmesi de önem taşıyordu. Oğlunun hayatına kadınların gireceğini ve böylece nüfuzunun azalacağını hisseden Kösem Sultan, buna da çare buldu. Oğlu Murat’a sadece cariyeler değil nedimler de sunuyordu. Enderun’da çok iyi eğitim görmüş içoğlanları vardı. Padişah eğer onlarla birlikte olursa daha iyi yetişecek, daha bilgili olacaktı. Böylece muhtemel bir kadın rekabetinde kurtulan Kösem , işleri bildiği gibi idare etme fırsatı buldu… İngiltere’den sonra köleliği ilga eden tek devlet Osmanlılardı. Sultan Abdülmecit padişahlığı zamanında kölelik kaldırıldı. İlk defa Asurlular tarafından kullanıldığı bilinen hadımların çeşitli çağlarda hükümdar saraylarında görevlendirildikleri görülürü. III.Osman, İstanbul’da dolaşmaya çıktığı haftanın üç gününde kadınların sokağa çıkmalarını ve evlerinde bile olsa süslenmelerini yasak etti. OSMANLI’DA HAREM
- ORTAÇAĞ İNSANLARI - Kitap Tavsiyesi
ORTAÇAĞ İNSANLARI - Kitap Tavsiyesi Eileen POWER Çeviren: İslam KAVAS Yayınevi: Kronik Tür: Tarih Basım Tarihi: 2022 Sayfa Sayısı:239 Britanyalı bir iktisat tarihçisi olan Elieen Power kitabında okuyucuları Ortaçağ’ın İngiltere’sine götürür. Yazarımız Ortaçağ’ın sıradan insanlarının, sıradan gündelik yaşayışlarının, bilgilerinden yola çıkarak bol bol tasvirlerle (çevirmenin de katkısı ile) o dönemi bilmek isteyenlere o dönemin gündelik yaşayışlarını anlatmıştır. Kitapta Çiftçi Bodo ve ailesinin yaşamından derebeyliği, tarımı, kadın erkek ilişkisini, inançları; seyyah Morco Polo seyahatnamesi üzerinden dönemin önemli ticari kenti olan Venedik’i, ticaretini; küçük bir kız çocuğu iken babası tarafından manastıra verilen Mademe Eglantine hikayesinden kiliseleri, manastırları, o kurumların kurallarını, yaşamlarını, yaşama tarzlarını, sıkıntılarını; Hane Reisinin karısına ithafen yazdığı mektubundan döneminin ev hanımının taşıması gereken özellikleri, dönemin gündelik sıkıntıları ve onların çözümlerini; Thomas Betson ile ticareti, tacirliği; Thomas Paycocke ile kumaşçılığı ve faaliyetlerini ve daha fazlasını anlatır. Akıcı bir dille, zevkle okuyacağınız kitaplardan. Tarihin sıradan insanlarının sıradan yaşayışlarının sosyo-ekonomik tarihini bilmek, tanımak ve bunları hikâyelerle birlikte okumak isteyenlerin bir solukta okuyup bitireceği kitaptır. Kitaptan alıntılar: Yılda bir kez Kral’ın seyyar mahkemesi the Missi Dominici yerel derebeylerin daleti yerine getirdiklerinden emin olmak için gelirdi. Bir piskopos ve bir kont varır, belki bir gece o büyük evde başrahibin misafiri olarak kalır ve ertesi gün Paris’e giderlerdi. Orada otururlar ve meydanda; kilisenin, elitlerin ve avamın, soyluların, hürlerin ve coloninin önünde şikayetleri, telafi taleplerini dinleyip adaleti yerine getirirlerdi… Geç Ortaçağlarda genç insanlar bir misyondan ziyade bir meslek olarak manastır kurumlarına girmeye başladılar… Piskoposlar evcil hayvanların disiplini bozduğunu düşünüyorlardı; yüzyıllar boyunca hayvanları manastırdan atmaya çalışsalar da ufak bir başarı gösteremiyorlardı. Rahibeler piskopos gidene kadar bekliyor ve o gider gitmez köpeklerine yine ıslık çalıyorlardı… ORTAÇAĞ İNSANLARI - Kitap Tavsiyesi
- UMUT ADAM ECEVİT
UMUT ADAM ECEVİT -Kitap Tavsiyesi Aras ERDOĞAN Yayınevi: Kesit Yayınları Tür: Siyaset, Biyografi Basım Tarihi: 2006 Sayfa Sayısı:134 Ne olursa olsun demokrasi diyen bir siyasetçinin, CHP’nin tabanı ve halk için umut olan, Karaoğlan ya da Kıbrıs Fatihi, Bülent Ecevit’in, hayatını, siyasi yaşama atılmasını, siyaset dünyasındaki çalışmalarını romansı bir dille anlatan bir siyasetçinin portresidir kitabımız. 1970’li yılların siyasetine umut veren Ecevit’in neden ülkenin umudu haline geldiğini, işçilerin gözündeki “halk adamı” deyişini anlamak isteyenlerin, siyasilerle olan ilişkilerini öğrenmek isteyenlerin, siyasetini okumak isteyenlerin okuması gereken kitaplardandır. Kitabımızın sonunda yazarın başvurduğu bir kaynakça ve Ecevit’e ait bazı fotoğraflarda paylaşmıştır. UMUT ADAM ECEVİT -Kitap Tavsiyesi
- ZELOT - NASIRALI İSA’NIN HAYATI VE DÖNEMİ
ZELOT - NASIRALI İSA’NIN HAYATI VE DÖNEMİ - Kitap Tavsiyesi Reza ASLAN Yayınevi: Panama Yayınları Tür: Din, Biyografi Basım Tarihi:2021 Sayfa Sayısı:416 Dönemin siyasi, dini, kültürel yapısı içinde Nasıralı İsa’nın ortaya çıkışını, öğretilerini, başlattığı hareketi, onun hakkında kabul edilen dört kanonik müjdeden yapılan alıntılara da dayanılarak incelenen bu kitap, hem bir biyografi hem de bir dinin doğuşunu, hangi koşullarda meydana geldiğini anlatan akademik bir kitaptır. Roman akıcılığında anlatılan kitabımızda yazar bolca kaynaktan faydalanmıştır ve olabildiğince yorum yapmadan dönemi bize sunmuştur haritalarla. Hıristiyanlık dinine merak salanların okuması gereken kitaplardan biridir. ZELOT - NASIRALI İSA’NIN HAYATI VE DÖNEMİ - Kitap Tavsiyesi
- ENGEREĞİN GÖZÜ
ENGEREĞİN GÖZÜ - Kitap Tavsiyesi Zülfü LİVANELİ Yayınevi: İnkılap Yayınları Tür: Roman Basım Tarihi:2024 Sayfa Sayısı:153 17.yüzyıl Osmanlı sarayının psikolojisini anlatan bir Zülfü Livaneli romanı. Akıcı üslubu ile duru dili sayesinde bir solukta okunan romanlarımızdan. Afrika’daki yoksul köylerden birinden alınıp, hadım edilerek, İstanbul’a, Osmanlı sarayına getirilen bir kara hadımın gözünden, dönemin siyasi iktidarını, iktidar hırsını, haremini masalsı dille anlatan bir roman. Livaneli, dönemin zihnini, duygu ve düşüncelerini verebilmek için padişah ve vezir isimleri vermeden yazmıştır romanını. Devlet-i ebed için, efendi köle diyalogunda bir Osmanlı saray psikolojisini anlatan romanımız Livaneli’nin de yazdığı gibi “İktidar âleminin çevresinde dönen pervaneleri” anlatan romandır Engereğin Gözü. ENGEREĞİN GÖZÜ - Kitap Tavsiyesi
- TARİH HETERODOKSİ VE BABAİLER
TARİH HETERODOKSİ VE BABAİLER - Kitap Tavsiyesi Reha ÇAMUROĞLU Yayınevi: Om Yayınevi Tür: Akademik, tarih, Sosyoloji Basım Tarihi:1999 Sayfa Sayısı: 200 Farklı düşüncelerin karşılıklı alıntılarıyla tarih nedir, nasıl okunmalı – anlamalı, nasıl olması gerekir ve konu ile ilgili yazılanlar tartışılmıştır ilk sayfalarda. Babailer biri İsyan mıdır yoksa beyin kapısına gitmek istemeyen bir topluluk mu? Babailer Türkmenler mi yoksa pek çok yerli halkın bir arada olduğu bir topluluk mu?... gibi soruları tarihsel bağlamda, eleştirisel düzlemde, olabildiğince doğru yorumlara ulaşmanın yolunu Çamuroğlu’nun kalemiyle inceler kitabımız. Anadolu tarihi boyunca pek çok devlete ev sahipliği yapmış pek çok din ve inancı bünyesinde barındırmıştır. Bu din ve inanışlar zamanla birbiri ile kaynaşmış ortaya da heterodoksi dediğimiz kavramın ortaya çıkarmıştır. Anadolu Selçuk tarihinde önemli bir yer tutan Babaileri bir de Reha Çamuroğlu’nun birden çok tarihçiden yaptığı alıntılarla anlatmasını okuyun. TARİH HETERODOKSİ VE BABAİLER - Kitap Tavsiyesi
- KEŞİFLER VE COGRAFYA 15.ve 16.Yüzyıl Keşifleri
KEŞİFLER VE COGRAFYA 15.ve 16.Yüzyıl Keşifleri - Kitap Tavsiyesi Nazan KARAKAŞ ÖZÜR Yayınevi: Yeditepe Yayınları Tür: Araştırma-İnceleme, Coğrafya, Tarih Basım Tarihi:2017 Sayfa Sayısı: 333 Portekiz ve İspanyollar tarafından başlatılan coğrafi keşifler, dünyayı tanıma merakı, yeni kaynaklar bulma ve yararlanma, yeni ticari yollar keşfetme umudu Batı Avrupa’nın dönüşümünde önemli olaylardandır. Bu keşifler yeni kıtlar, ülkeler, toprak parçaları değildi sadece, yeni ırklar, kültürler, yiyecekler, hayvanlar, ekonomide zenginleşmede, doğanın değişimi, hastalılar, kölelik, savaş, sömürgecilik … keşiflerin getirileri ve götürüleridir. Akademik bir çalışma ile yazılan kitabımızın akıcı üslubu ve sade anlatımı ile coğrafyanın, bir haritadaki yer bilgisinden öte olduğunu fark ettiren bir kitap. Oldukça zengin bir kaynakçası vardır. Keşiflerin sonucu dünyanın değişimi, dönüşümün nedeni ve sonucudur. Ortaçağ'a dair ilginç bilgilerde bulursunuz. KEŞİFLER VE COGRAFYA 15.ve 16.Yüzyıl Keşifleri - Kitap Tavsiyesi
- Engizisyon Mahkemelerinin Son Kurbanları – Tarih
Engizisyon Mahkemelerinin Son Kurbanları – Tarih Kuzey Avrupa’da özellikle de Fransa’da dini düşünce yapısını büyük oranda değiştirdikten sonra kilise bu sefer İspanya’da Müslüman ama özellikle de Yahudiler için mahkemelerini kurdurmuştur. Çünkü Yahudiler mal-mülk sahibi zengin topluluktu. 1 Kasım 1478 yılında Papa 4. Sixtus, İspanya Kastilya Krallığı’na bir engizisyon mahkemesinin kurulmasını emreder. Sebep ise Musevi dininden Hristiyanlığa geçenlerin tam olarak Katolik inancına sahip olmamaları, vaftiz edilmedikleri, dini ibadetlerini tam yapmamaları, gizliden gizliye Musevi inançlarını devam ettirdikleri…. 1483 yılında Tomas de Torquemada adlı Dominika rahibi İspanya’ya yargıç olarak atanır ve sonrasında engizisyon mahkemeleri kısa süre içinde İspanya’nın bütün topraklarında yayılır. Tomas de Torquemada pek çok işkence aletinin ve tekniğinin de mucididir. Mahkeme suçlunun kaç kemiğinin kırılmasını istemişse o kadarını kırmıştır. Sorgulamalarıyla ve cezalandırmalarıyla ünlüdür. 15 yıl görevde kalır. Yahudi Celladı, Kafir Çekici olarak da ünlenir. 16 yüzyıla kadar devam eden sonra yavaş yavaş azalan mahkemelere son veren ise 1808 de Napolyon’un İspanya’yı işgalidir. Napolyon mahkemelere son vermiş ve askerleri muntazam şekilde tutulan mahkeme kayıtlarının birazını da yakmıştır Ancak bu yüzyıla kadar engizisyon mahkemeleri Portekiz, Meksika, İspanya’nın yeni dünyasındaki kolonilere kadar yayılmıştır. Engizisyon Mahkemelerinin Son Kurbanları – Tarih











