top of page

OSMANLI’DA KADIN HAKLARININ GELİŞME SÜRECİ - Tarih

  • Yazarın fotoğrafı: Umay
    Umay
  • 23 Eki 2025
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Eki 2025


Osmanlı’da kadının toplumsal yaşama katılması, eğitim, çalışma hakkını araması gelişmelerinde en önemli araçları kuşkusuz, dönemin çıkarılan dergileri, gazeteleri, romanları ve tiyatroları olmuştur.

Osmanlı toplumunda kadın ev insanıydı. Yaşadığı hane genelde yüksek bahçe duvarları ile çevrili, pencere önlerinde kafesler olan evlerdi. Gerek İslam coğrafyasında gerekse Türk İslam devletlerinde kız çocukları ve kadınların kaderini belirleyen ana kaynak ise Kuran-ı Kerim başta olmak üzere hadis, sünnet vs..dir. Ayrıca İran, Arap, Bizans gelenekleri de kadının yaşayış biçimini şekillendiren diğer faktörlerden olmuştur. Peçe, çarşaf kullanımı Osmanlı’da yaygın olup, kadınların nerelerde olup olmayacağı, nasıl olması gerektiği... yeri geldiği zaman fermanlarla belirtirmiştir. 

Osmanlı Devleti’nde evlenme, boşanma, miras gibi konularda şerri hükümler geçerli olmuştur; Miras hakkı erkeğe oranla daha az olmuştur. Kadının kocası öldüğünde mirasın dörtte biri, çocuğu varsa sekizde birini alıyordu. Mahkemelerde kadın şahitliği ise şu şekildeydi: iki kadının eşitliği bir erkeğe eş değerdir. Kız çocukları sadece sıbyan mektebine gidebilirdi ve erkeğe çok eşlilik hakkı tanınmıştır. Kırsal kesime baktığımızda ise kadın sosyal hayatta, kentteki cinslerine nazaran daha aktif olmuştur. ( bağ, bahçe işlerinde uğraşma..)

Osmanlı toplumunda kadının ev içi ve dışı olmak üzere iki kıyafeti vardır. ev içi kıyafeti abartılı, şatafatlı olup, ev dışı kıyafeti ise baştan aşağı, onu örten bir kıyafettir. Bu kıyafet tesettür, ferace, çarşaf adlarıyla bilinir. Ayıca, Osmanlı’da yaşayan bir Müslüman kadın ile Hristiyan bir kadın aynı giysileri giyemez, kıyafetleri aynı renk olamaz, hatta birbirine benzemez bile. Çünkü Osmanlı toplum yapısı Millet Sistemine göre şekillendirilmiş olup bu yüzden de her dinin kendine özgü kıyafetleri, kıyafet renkleri vs farklı olmak zorunda olmuştur.

Osmanlı Devleti, 17.yüzyıldan itibaren askeri ve siyasi alanda aldığı yenilgiler beraberinde toprak kayıplarını da getirmiş ve bu yenilgiler ve kayıplar Osmanlı’nın yüzünü Batıya dönmesine neden olmuştur. Osmanlı Devleti artık ilerleyen zamanlar içeresinde, yavaş yavaş, hayatın her alanında, Batı tarzı reformlar yapmaya başlamıştır. 1718’te Lale Devri ile başlayan Batılaşma hareketi,  III.Selim, II. Mahmut dönemleri ile devam etmiş ve nihayetinde de Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Meşrutiyet’in ilanı ile başta siyasi, hukuksal gelişmeler olmak üzere, yaşamın her alanında bir Batılaşma kendisini göstermiştir. Bu Batılaşma ya da modernleşme çabaları Osmanlı toplum yapısında iki kültürlü bir toplum ortaya çıkarmıştır.

Osmanlı modernleşmesinde yer alan kadınların toplum hayatındaki konumunu geliştiren dönem daha çok II.Meşrutiyet’in ilanından Cumhuriyet’e kadarki gelinen süreçte olmuştur. Bu süreç kadının sosyal yaşama dair atacağı ilk adımı oluşturmuştur.

Kurtuluş Savaşı’yla beraber siyasal hayatta da artık kadının aktif olduğunu görmeye başlarız. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ulus devlet yaratmada kadının olmazsa olmayacağını, kadının çağdaş uygarlık seviyesine gelmede önemli rol oynadığını sürekli vurgulamış ve yaptığı inkılaplardan da bunu Türk ulusuna göstermiştir. Özellikle çıkardığı Medeni Kanunu ve verdiği siyasi haklar.

Osmanlı Devleti’nde 19.yüzyılda başlayan sosyal, ekonomik, siyasal değişimlerde, yapılan reformlar kadının da hayatını etkilemiş ve buna bağlı olarak kadın hareketleri başlamıştır. Kadın hareketlerinin başlangıcını eğitim oluşturmuştur. Tanzimat Fermanı sonrası kadınlara verilen en önemli hak ve özgürlükler ise:

*1841 kadınlara kadı önünde evlenme hakkı

*1856 kız çocuklarına mirastan –erkeklerle eşit olmayarak- pay alma hakkı

*1862 ilk kız Rüştiye açılır

*1869 Sıbyan okulları her iki cins için zorunlu olur

*1870 kadınlar için ilk öğretmen okulu açılır

*1882 kadınlar ilk kez nüfus sayımına dahil edilir

Tanzimat dönemi yazarlardan Ahmet Mithat Efendi, kadınların eğitim hayatı için önemli çalışmalarda bulunmuş, Fatma Aliye Hanım gibi dönemin kadın yazarlarını desteklemiştir. Ayrıca Namık Kemal, Şinasi, Şemseddin Sami gibi dönemin diğer yazarları da kadınların toplum yaşayışından geri bırakılmaması ile kadınlar ilgili yazılar yazmışlardır. Bu dönemde eğitim alan kadınlarımızın ilk meslekleri öğretmenlik ve hemşireliktir. Sonradan dernek ve cemiyetler sayesinde hem başka mesleklere hem de siyasetle ilgilenmeye başlanmıştır.

Kadınlara yönelik çıkan ilk dergi Terakki-i Muhedderat, 1859, olmuştur. Kadın hakları ve seçimden söz eden ilk gazete olarak da bilinir. Kimlikleri açıklanmasa da dergide, kadın mektuplarına yer verilmiştir. Mektuplarda kadınlar kendi sorunlarından bahsetmiştir. Örneğin, bir kadın mektubunda vapurlarda kadınlara ayrılan yerlerin kötülüğünden yakınmış, erkeklerle aynı ücreti ödemelerine rağmen neden böyle hor görüldüklerini sormuştur.  Başka bir mektupta “Şurasını iyi bilmek gerek ki ne erkekler kadınlara hizmetkâr, ne de kadınlar erkeklere cariye olmak için yaratılmıştır…” diye yazılmıştır.

Dönemin erkek aydınları,  kadınların eğitimi, bilinçlenmesi ve toplumda ilerleyebilmesi için kadın dergiler çıkarmış ve onlarla ilgili yazılar yazmışlardır. Örneğin Şemseddin Sami’nin 1880’de çıkardı Aile dergisi. Ama, sahibi ve yazar kadrosu tamamen kadınlardan oluşan dergi de çıkmıştır: Şükufezar, 1886 yılı. Derginin ilk sayısında “Biz saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin hande-i istihzasına hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek şahreh-i sa’y ü amelde mümkün olduğu kadar payendaz-ı sebat olacağız…”

İlk kadın romancımız olan Fatma Aliye, kadınların toplumdaki ve aile hayatlarındaki konumlarını, egemen eğitim kapılarını kadınlara kapatmasını sorgulamıştır.

Kadın hareketlerinin her alanda hız kazandığı Osmanlı’daki dönem II. Meşrutiyet’in ilanıyla başlamıştır. Kadınlar artık daha fazla bir araya gelip örgütlenmeye başlamış, dergiler, gazeteler, romanlar dışında cemiyetler kurmuşlar, dernekler açmışlardır. Dönemin önemli gelişmelerinden bir kaçı:

*ilk kadın derneği olan Cemiyet-i İmdadiye Fatma Aliye tarafından kurulmuştur

*Eğitim, ekonomi ve siyaset alanlarında Osmanlı kadınlarına öncülük etmek için Halide Edip Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni kurmuştur;  Derneğe üye olmak için İngilizce derslerine devam şartı getirilmiştir. Derneğin amacı kadınların eğitim ve kültür seviyesini yükseltmek olmuştur. Nezihe Muhittin  “Bu kadın cemiyeti birçok işi yapmaktan ziyade, hanımlar arasında içtimai bir hayat tesisine matuf” diyerek bilinçlendirmeyi amaç edinmişlerdir.

*Fatma Aliye’nin kız kardeşi Emine Semiye ve Seniye Hanım ilk siyasi örgütlenme cemiyeti Kadınlar şubesini kurmuşlardır. Özellikle Emine Semiye İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik şubesi önünde toplanan kalabalığa “Yaşasın vatan, yaşasın millet, yasasın hürriyet!”diyerek halka seslenmiştir.

*1914 Darülfunun kapılarını kadınlara da açmış

*1919 Halide Edip, Münevver Saime gibi kadınlar ülkenin işgalinde devletleri protesto etmek için mitinglerde konuşmalar yapmak üzere görev almışlardır

*1920 Anadolu’nun bazı bölgelerinde Müdafaa-ıi Hukuk-ı Nisvan dernekleri kurmuşlardır

Eğitim sorunu yanında kadınlara meslek öğreten, dikimevleri ve fabrikalar açan dernekler de kurulmuştur. 1913-14 yıllarında ilk defa bir Türk kadını, Bedra Osman Hanım (Müdafaa-i Hukuku-ı Nisvan Cemiyeti üyesidir) memurluğa başlamıştır.  Müfettişliğe kadar yükselen kadınların yanında, ayrıca tiyatro sahnesinde de görüyoruz az da olsa; bu zamana kadar Ermeni ve Rum kadınları tiyatro yaparken 1920’de ilk defa Afife Jale Türk kadınını temsil ederek tiyatro sahnesine çıkmıştır. Daha sonrasında Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaklanmış ise de Şaziye(Moral), Münire( Neyire Neyir), Bedia( Muvahid) sahneye çıkmışlardır.

Enver Paşa öncülüğünde 1916’da “Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi” kurulmuştur; amaç kadınların yapabilecekleri, para kazanabilecekleri işlere yönlendirmek ve korumak. 1913 yılına gelindiğinde sanayide çalışan kadın işgücü %50 ulaşmıştı.

Askerlik alanında da bu dönemde kadınları da görürüz. İstanbul’da I.Ordu’nun oluşturduğu Birinci Kadın İş Taburu geri hizmette kadınlara yeni çalışma alanlar yaratmıştır. Kadın taburuna kabul edilen kadınları İstanbul’da Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi, Anadolu’da idari meclisleri seçer. İşçi Taburunda çalışanlar için sekiz saatlik çalışma süresi belirlenmiştir. Memur kadınların görevleri erkeklerinki ile aynı olup, onlar gibi nöbet tutarken sadece, askeri talimlerden muaftır.  Maaşlı memurların seçimi, tayini, terfisi ve azli ordu komutanlığınca yapılır. Evli olan kadın taburlarına ise, işbaşında olmak koşuluyla haftada dört gece izin verilmiştir.  Bu dönemde Suriye’de Cemal Paşa’nın öncülüğünce Dördüncü Ordu içinde Kadın Amele Taburu oluşturmuştur. Tabur Çukurova’da pamuk hasadını yapmıştır.

Ama, şunu da belirtmek gerekir ki savaşlar sonucunda erkeklerin cepheye gitmesi, kadınların çalışma hayatına daha hızlı girmelerine neden olan bir etkendir, hem de önemli bir etken.

Türk kadınları bu tarihi süreçte isyan da etmişlerdir. 1874 yılında Ankara vali değişikliği sırasında yeni valinin kente girdiği zamanda, açlıktan bunalmış 4-5 bin kadar kadın ve çocuk, yeni valiyi karşılamış ve ekmek istemişedir.  1908 tarinde Sivaslı kadınlar ayaklanarak defterdarlığın önünde toplanarak ekmek kıtlığını ve pahalığı protesto etmişlerdir. Buğday deposu ve buğday pazarını talan etmişler, un vurguncularıyla birlikte çalışan belediye başkanını linç etmeye çalışmışlardır.

Türk kadını Kurtuluş Savaşı dönemiyle özellikle siyasi süreçte daha fazla yer alamaya başlar. Yapılan mitinglerde halkı coşturan söylevler, savaşa ya cephede ya da cephe gerisinde bizzat katılama gibi.

Cumhuriyete kadarki süreçte kadın haklarından yana olan, kadınların eğitim başta olmak üzere toplumsal hayatın her alanında görmek isteyen, kadınsız çağdaş, refah, huzurlu bir toplum olamayacağımızı belirten erkek aydınlarımış sayesinde kadın hareketleri desteklenmiş ve hızlanmıştır. Bu tarihi süreçte kadınlarımız da dergiler, gazetelerde yazarak, dernekler, cemiyetler kurarak, tiyatro sahnesine çıkarak, iş hayatında aktif rol alarak ve en nihayetinde de savaşlarda cephede ya da cephe gerisinde yer alarak kadının toplumsal hayattaki önemini göstermiş ve önemlisi de kadının toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir parçası yapmışlardır.

Kadınların yaşamsal alana dair atılan en önemli adım, şüphesiz ki, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunun olmuştur. Bu kanunla kadın erkek eşitliği hukuksal, miras, meslek seçmede, boşanmada, velayet alanlarında sağlanmıştır. Tek eşle evlilik zorunlu kılınmıştır. Resmi nikâh getirilmiştir.

1930 yılına geldiğimizde ise Türk kadını belediye yasasıyla ilk kez sandığa gitmiştir. Yine aynı yıl kadın ve çocukların korunması ve doğum izni ile ilgili düzenleme yapılmıştır. 1933 Köy Kanunu ile Türk kadınına muhtar seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. 5 Aralık 1934 Anayasa değişikliği ile kadına seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. 8Şubat 1935 yılında yapılan TBMM seçimlerinde 18 Türk kadınımız meclise girmişlerdir.

Bu arada şu bilgiyi de vermek gerek: 1921’de Osmanlı Müdafaa-ı-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti seçme ve seçilme hakkını dernek programına koymuştur. 1923 yılında Nezihe Muhittin tarafından Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur.  Amaç ise kadınların sosyal, ekonomik ve siyasal haklarının sağlanmasıdır.  Ancak, daha bir halk fırkası kurulmadan kadınların bir halk fırkası kuramayacağını ve bu yüzden faaliyetlerini dernek olarak devam ettirmeleri istenmiştir. Bunun üzerine Nezihe Muhiddin önderliğinde kadınlara sosyal ve siyasal hak verilmesi amacıyla 1924 yılında Türk Kadınlar Birliği kurulmuştur.

Sonuç olarak özet halinde verdiğimiz-ki daha fazla- kadın haklarına dair çalışmalar ve kazanımlar Türk kadınının kendi kazanımıydı. Fakat, şunu da gözden kaçırmamak lazım gelir ki bu kazanımları, kadınlar bilek hakkı ile alırken dönemin erkek aydın yazarlarının –hepsi olmasa da bir kısmı- desteğini, çalışmasını unutmamak gerek. Ayrıca, özellikle, Cumhuriyetle beraber kadınların kazanımlarında Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, Türk kadınının çalışkanlığını, vatanperverliğini iyi bilmesi, kadını, sadece bir anne, eş olarak görmediğini, toplumsal statüde en yüksek yerlerin verilmesi gerektiğini gerek cümleleriyle gerekse de yaptığı inkılaplarıyla, Türk kadına en büyük hediyeyi ve desteği kendisi vermiştir.


  • White Facebook Icon
  • Instagram
  • X

Bilge Zevat

Bilge Zevat Baykuş

© 2024 by Kâşif

bottom of page